Son Dakika
25 Mayıs 2018 Cuma
12 Mart 2018 Pazartesi, 12:22
Efendi Barutçu
Efendi Barutçu efendibarutcu1@gmail.com Tüm Yazılar

“TÜRK”LE “TÜRKLÜK”LE DERDİNİZ NEDİR?

İki önceki yazımızda “Şimdi Birlik Zamanı” diyerek Türkiye’nin başlattığı
“Zeytindalı Harekâtı” ile kritik bir dönemden geçtiğini, bölgede çarpışan her
Mehmetçiğin, 81 milyon Türk insanını arkasında görmesi gerektiğini ifade
etmiştik.
Mehmetçiğin kanı üzerinden siyaset yapılmamasını, iç politikadaki tartışmaların
bir süreliğine ertelenmesi bunun Türk Milleti’nin tavrını dış dünyaya göstermesi
bakımından da önemli olduğunu vurgulamıştık.
Ama maalesef, huylu huyundan vazgeçmiyor: “Niza”yı siyasetin başlıca
sermayesi sayanlar, birbirlerine olmadık suçlama ve hakaretler sarf ettikleri gibi
bazıları da bohçacı kadın üslubu ile “Kıskananlar çatlasın” veya benzeri sözlerle
bütün hafifliklerini sergilemektedirler. Beyefendi üşengeçliğinden dolayı 20 yıldır
Hakkari’ye, Şırnak’a, Ardahan’a, Ağrı’ya, Van’a gitmemiş Afrin’e gidip şehit
olmaktan bahsediyor.
Bir başkası ise, “Şehitler ölmez, vatan bölünmez” sözünden nefret ettiğini sosyal
medyada dile getiren bir haspayı partisinin yetkili organlarına seçtirmekte hiç
beis görmüyor veya “Afrine’e girmeyelim” buyuruyor. İyi de Mehmetçik oraya
piknik yapmaya veya golf oynamaya gitmedi ki.
Siyasi hayatımızda kavgacı, ideolojik tavır, muarızını düşman görme ve iktidar
hırsını her şeyin önünde sayma iptidailiğinden bir türlü kurtulamıyoruz.
Kendisinden daha makul açıklamalar beklediğimiz Sayın Başbakan her vesile ile
sözü 16 Nisan 2017 Anayasa oylamasına getirip hayır diyenlere “hain” yaftası
vurmaktan geri kalmıyor. Bu milletin yüzde 49’u (bize göre yüzde 51’i) hayır
dediğine göre toplumun yarısını böylesine ağır ithamlarla ötekileştirmek milli
birlik anlayışıyla ne derece bağdaşmaktadır.
Meşhur atasözüdür: “Bir deli, bir kuyuya bir taş atar, kırk akıllı çıkaramaz”.
Nitekim, Türk Tabipler Birliği Merkez Konseyi de Afrin Harekâtı ile ilgili çok
gereksiz bir ifade kullanarak yeni tartışmaları başlattı. Devlet, hükümet ve siyaset
ricali içindeki akl-ı selim sahiplerinin bu kuyudan, bu taşı çıkarmalarını beklerken,
durumdan vazife çıkarmayı seven birileri hiçbir şekilde kabul edilemeyecek bu
demece dört elle sarılmışlardır.
2
Bazıları Anayasal kuruluş ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşu olan bu
kurumların isimlerinin önündeki “Türk” ve “Türkiye” ibarelerinin kaldırılması
doğrultusunda bir kanun taslağı hazırlandığı değişik medya organlarında haber
olarak yer aldı. Ne diyelim; Erzurumlu’nun tabiriyle “Ört ki ölem”.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Milleti uluslararası emperyalizmin doğrudan
veya dolaylı saldırılarına maruz kalmıştır. Bu dönemde, dışarıya karşı açılan her
türlü cephede bir “Kuvay-ı Millîye” heyecanıyla kenetlenmek gerekir. Bunun
asgari şartı da “iç cepheyi tahkim etmek”ten geçmektedir. Sürüden mesul olan
çobanların millî birliği, dayanışmayı, fedakârlığı, feragatı, adanmışlık duygusunu
öne çıkarıp “iç barışı” takviye etmelerini beklemekteyiz.
Önünde Türk ve Türkiye ibaresi olan kurumlardan bazılarını kısaca sayalım:
Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı, Türk Tabipler Birliği, Türk Eczacılar
Birliği, Türk Diş Hekimleri Birliği, Türk Veteriner Hekimleri Birliği, Türkiye Esnaf
ve Sanatkârlar Konfederasyonu, Türkiye Yeşilay Cemiyeti, Türkiye Muharip
Gaziler Derneği, Türk Hukuk Kurumu, Türk Hukuk Enstitüsü, Türk-İş (Türkiye
İşçi Sendikaları Konfederasyonu), Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu, Türkiye
Odalar ve Borsalar Birliği, Türkiye İşadamları ve İşkadınları Derneği (TÜSİAD),
Türkiye Esnaf ve Kefalet Kooperatifleri Merkez Birliği, Türkiye Tarım Kredi
Kooperatifleri Merkez Birliği, Türk Hava Yolları, Türk Patent Enstitüsü, Türkiye
İstatistik Kurumu, Türk Hava Kurumu, Türk Standartları Enstitüsü, Türkiye
Mimar ve Mühendis Odaları Birliği, Türkiye Barolar Birliği, Türk Ocakları, Türk
Ocakları Eğitim Kültür Vakfı, Türkiye Futbol Federasyonu ve diğer bütün spor
federasyonları …
“Çok abartmışsın” denilebilir. Ama az bile yazdık; daha onlarca benzeri kurum ve
kuruluş vardır.
Birileri, kafayı “Türk” ibaresine takarak sözde Türk Tabipler Birliği Merkez
Konseyi’ni ve Türkiye Barolar Birliği’ni cezalandırma adına, eskiden beri
kursaklarının bir köşesinde var olduğunu bildiğimiz “Türk” ve “Türklük”
karşıtlığını sergilemeye kalkışmaktadırlar.
Burada maksadımız, Türk Tabipler Birliği Merkez Konseyi’ni müdafaa etmek
değildir. Afrin Harekâtı ile ilgili son demeçlerini tasvip etmemiz de katiyyen söz
konusu olamaz.
Kaldı ki, bu Konsey, meşhur “Çözüm ve açılım süreçleri”nde, bölücülüğün â’lasını
yaparak, Türklüğe yakışmayan tavır ve davranışlar sergilerken iktidar çevreleri
bunların sırtlarını sıvazlamaktaydı.
1969 senesinde, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu ile ihdas edilen Türkiye Barolar
Birliği’nin mevcut Sayın Genel Başkanı’nın ve yönetiminin ise, hukukun
üstünlüğü, hukuk devleti kurallarının yerleşmesi, yargının bağımsızlığı ve
3
savunma mesleğinin haklarını müdafaa konusundaki mücadele ve duruşları bizce
takdire şayandır.
Türk Tabipler Birliği, 1953 senesinde Türk Tabipleri Birliği Kanunu ile
kurulmuştur. Mevcut haliyle sadece serbest çalışan hekimler, illerdeki tabip
odalarına üye olmak mecburiyetindedirler. Kamuda çalışan hekimlerin “üyelik
mecburiyeti” yoktur. Bu sebeple de bir azınlıkçı-örgütçü grup uzun yıllar
öncesinden bu müesseseyi ele geçirmiştir.
Ülkücü-Milliyetçi hekimler defalarca oda seçimlerine girdiği halde, diğer sağ
gruplar destek vermediği ve pek de umurlarında olmadığı için her defasında tabip
odaları seçimlerini aşırı sol ve bölücü zihniyete sahip örgütçüler kazanmaktadır.
Eğer maksat, Türk Tabipler Birliği’ni bu muzır zihniyet sahiplerinin tasallutundan
kurtarmak ise, yapılacak iş çok basittir. Bu aynı zamanda bir samimiyet testi
olacaktır.
Bir Kanun değişikliği ile kamuda çalışan hekimlerin de tabip odalarına üyelikleri
mecburi hale getirilir ve demokratik usullerle seçimler alınır: Tabip odaları da
“örgüt” hüviyetinden, “teşkilat” hüviyetine kavuşturulmuş olur.
Bahis konusu diğer meslek odaları için de benzer süreçler işletilebilir. Eğer niyet
başka değil ise, “Türk”, “Türkiye” ve “Türklük” isimlerinin de değiştirilmesine
gerek kalmaz.
Ama endişelerimiz, niyetlerin hiç de halisane olmadığı yönündedir.
Bu isim değişikliği bir başlarsa, sadece Türk Tabipler Birliği ve Türkiye Barolar
Birliği ile kalmaz, korkarız ki arkası gelir. Bunun için de Türkiye’deki bütün kamu
kurumu niteliğindeki kuruluşların özellikle milliyetçi siyasetin temsilcilerinin ve
Türk Milliyetçiliği’nin “bir asırlık çınarı” olduğunu iddia eden derneklerin ortak bir
tavır belirleyip bu işe mani olacak bir kamuoyu oluşturmalarını ümit etmekte ve
beklemekteyiz.
“Canım, bizim kuruluşumuzu ilgilendirmiyor, bana değmeyen yılan bin yaşasın”
diyenlere de iki şey söylemek istiyorum:
1-Susma sustukça sıra sana gelecek!
2-Kaynayan kurbağa sendromu hatırlanmalı. (Konuyu hatırlatmakta fayda var:
Eğer bir kurbağayı içinde sıvı kaynayan bir kazana atarsanız, hoop fırlar dışarı
atlar, anında, tek bir hamle ile… Canını kurtarır.
Eğer kurbağayı, içinde “oda ısısında” su bulunan bir kazana yerleştirirseniz,
orada durur. Bir problem algılamadığı için harekete geçmez. Kazanın altı kısık
ateşte yavaş yavaş ısıtılacağı ve kurbağa ortama uyum sağlamaya çalışacağı
için de sıçramaya çalışmaz. “Ohh bu sıcak bana biraz iyi geldi” diyerek rahatlar.
Gevşer, hareket edemez hale gelir. “Eyvah burası çok sıcak oldu, artık çıkmam
4
lazım” diye düşünmeye başladığı anda ise; artık zıplayacak, hoplayacak, çaba
sarf edecek hali, enerjisi kalmamıştır. Usulca gelen sonu kabul etmekten başka
çaresi yoktur).
Teşbihte hata olmaz denilmiştir. Teşbihim mazur görüle!
Kimse aklımızla alay etmesin. Türk Milleti olarak “alıştırıla alıştırıla haşlanan
kurbağa” durumuna düşmek istemiyoruz.
Türk ve Türklük meselelerinin meşru zeminde sonuna kadar takipçisi olmaya
devam edeceğiz. Ümit ederiz ki, bu yanlıştan dönülür.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Xturk Teması. Tasarım ve Programlama: Moradam