Son Dakika
17 Aralık 2018 Pazartesi
22 Aralık 2017 Cuma, 00:14
Abdurrahman Yılmaz
Abdurrahman Yılmaz ezberbozandanismanlik@gmail.com Tüm Yazılar

HZ.MEVLANA VE ŞEB-İ ARUS/ Düğün Gecesi

EZBER BOZAN

Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken sen HİÇ ol. Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, hiçlik bilincidir.  Hz.Mevlana

 

HZ.MEVLANA VE ŞEB-İ ARUS/ Düğün Gecesi

Mevlevilikte Mevlânâ Celaleddin-i Rumi’nin öldüğü gecedir. Mevlana Celaleddin Rumi, bu geceyi Rabb’ine, sevgiliye kavuşma gecesi olarak düşündüğü “Düğün Gecesi” olarak adlandırmıştır. Mevlana, öldüğü günü “Hakk’a vuslat” (Yaradana kavuşma) olarak saymıştır.  Rumi’nin ölüm yıl dönümlerinde 17 Aralık tarihlerine denk gelen haftalarda yapılan ve “Vuslat Yıldönümü”halk arasında “Şeb-i Arus” olarak da anılmaktadır (Farsça Şeb: gece, Arapça Arus: düğün).

 

Rumi;“Herkes ayrılıktan bahsetti, bense vuslattan” demiştir. Ölüm Mevlana için kişinin aslına dönüşü, kaynağının ilahi bir cevher olması nedeniyle “Allah’a dönüş” olarak yorumlamıştır. Başka bir ifadeyle ölüm,“cismin ortadan kalkması değil, Allah’a doğru uçmasıdır”. İslamiyet öncesi Türklerde de ölüm aynı şekilde ifade edilmiş hatta cennete Uçmağdenilmiştir.

Sizlere biraz da Mevlana hazretlerinin hayatından ve hayatında önemli bir yere sahip olan Şemsi Tebrizi’den bahsetmek istiyorum.

MevlanaCelaleddin Rumi;1207 yılında bugünkü Afganistan, o dönemde İran sınırları içerisindeki Horasan eyaletinin Belh şehrinde doğan, ünlü Türk felsefecisidir.4 yaşındayken babasından felsefe, filoloji ve din dersleri almaya başlamıştır. 1214 yılında Bağdat’a, 1218 yılında Konya – Karaman’a göç etmişlerdir.  Babası Bahaeddin Veled için Anadolu Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat tarafından Konya’da medrese yapılmıştır. Batıdaki Anadolu Selçuklu topraklarına Rum diyarı denildiği için isminin sonuna “Rum-i” (Rum diyarında yaşayan) eki almıştır. Sevgi ve saygı göstergesi olarak öğrencileri ve sevenleri tarafından “Mevlana” (Efendi) lakabı verilir. Böylece ismi unvan ve sıfatlarla birlikte tam olarak “Mevlana Muhammed Mustafa Celaleddin-i Rum-i” olmuştur. Türkçe konuşulan yerlerde ve İran’da kısaca “Mevlana” denilmektedir.

Mevlânâ’nın Şemsi Tebrizi ile karşılaşması hayatının bir dönüm noktası olmuştur. Mevlânâ’nın kişiliğini ve düşüncelerini anlayabilmek için, üzerinde büyük etkiler yapmış olan Şems-i Tebrizî’yi de bilmemiz gerekmektedir.  Mevlânâ’nın normal yaşamını birden değiştiren, ona coşkulu ve kabına sığmaz bir ruh hali aşılayan Şems-i Tebrizî, çok keskin görüşlü, zeki bir bilgin ve bir hakikakat aşığı,mürşitlik mertebesine erişmiş ârif bir yol göstericidir. Dilimize de çevrilen Mükâlat (konuşmalar) adlı eserinde şunları söylüyor:

”Allah’a yalvardım, Ya Rabbi beni kendi velililerinle tanıştır, onlara yoldaş et dedim. Rüyamda ”seni bir veliye yoldaş edelim” dediler. ”O veli nerededir”diye sordum. Ertesi gece bu velinin Rum diyarında (Anadolu’da) olduğunu söylediler.”

Şems-i Tebrizî‘nin Konya’ya gelişi Mevlânâ ile karşılaşmasını birçok kaynaklar aynı, fakat değişik dekorlar içinde sunmaktadırlar. Mevlana ile Şems’in karşılaşmasınıMolla Cami Nefahütü’l-Üns adlı eserinde anlattığı gibi, Eflâkîde eserinde benzer şekilde anlatmaktadır.

Şems: “Ey Allahım, kendi örtülü olan sevgililerinden birini bana göstermeni istiyorum” diye dua etti. Allah tarafında: ”İstediğin gibi herkesin gözünden saklı, güzel ve mağfirete nail olmuş can, Belh’liSultanül-Ulema BahâVeled’in oğludur” diye cevap geldi.Bunun üzerine Şems: “Ey Allahım! Onun mübarek yüzünü bana göster” dedi. Allah tarafından: “Bunun şükranesi olarak ne verirsin? diye sordu. O da: “Başımı” diyerek cevap verdi. Şu şiir bu duyguyu çok güzel anlatmaktadır: “Tebriz’de, Şemseddin geldiği vakit, bunun şükranesi olarak başımı vereceğim diye ahdettim. Çünkü başımdan başka bir şeyim yoktur.”

 

Eserlerden öğrendiğimize göre Şems,Konya’ya gelir ve bir hana yerleşir: Bir gün o ruh dünyasının sultanı, hanın kapısına oturmuştu. Mevlânâ hazretleri-Allah onun sırrını kutsasın-”Penbefıruşân: Pamukçula”medresesinden çıktı. Rahvan bir katıra binmiş, bütün öğrenciler, danişmendler de iki tarafında yaya olarak oradan geçiyorlardı. Birden bire Şemseddin kalktı, Mevlânâ’nın önüne koştu, katırının gemini sımsıkı yakaladı ve: Ey dünya ve mana nakitlerinin sarrafı, Allah adlarının bilgini söyle: Muhammed hazretleri mi yoksa Bâyezid mi büyüktür?” dedi. Mevlânâ: Hayır, hayır, Muhammed Mustafa bütün peygamber ve velilerin başbuğu ve reisidir. Hakikatte büyüklük ve ululuk onundur” diye buyurmuştur.

Şems-i Tebrizî: O halde Hz.Mustafa: Ya Rabbi seni her türlü eksikten arı, duru kılarım; biz seni lâtık olduğu vechile bilemedik” buyurduğu halde Bâyezid:”Ben kendimi her türlü eksikten arı duru kılarım. Benim şanım ne kadar büyüktür. Ben sultanların sulatanıyım” diyor, demiştir.

Mevlânâ hemen katırından indi. Bu sorunun heybetinden bir kere bağırıp kendinden geçmiş ve yere yığılarak bir saat kadar öylece kalmıştı. Kendine geldikten sonra da, bu çetin soruya şu karşılığı vermiştir:

”Hz.Muhammed (s.a.v.),cihan varlıklarının en büyüğüdür, Bâyezid kim oluyor? Bâyezid’insusluğu bir yudum su ile dinero da suya kandığından söz eder. Onun idrak hazinesi o kadar bir suyla dolar. Güneşin cihanı aydınlatan ışığı, onun evinin ufacık penceresinden ancak o kadar girer. Ama Hz.Muhammed Mustafa’nın susuzluğu o kadar derindir ki, şüphesiz hep susuzluğundan dem vurur. Her gün o susuzluğun daha da artması niyazında bulunur. Şu halde bu her iki davacıdan Muhammed Mustafa’nın davası daha büyüktür”

O müthiş soruya karşılık olarak verilen ve müthiş cevap karşında, şimdi de bir nârâ atarak yere düşme sırası Şemsi Tebrizî’dedir. İşte bu iki Allah dostu böylece karşılaşmışlar ve birbirlerini bütünleyen iki kişi haline, daha doğru bir ifadeyle, bu iki kişi bir bütün haline gelmişlerdir.

Mevlana;  ŞemsiTebrizi’ nin gidişinden sonra çok mutsuz olmuştur. Onun sohbetlerini çok özlemektedir. Yaşayıp yaşamadığı bile bilinmemektedir. (Bir görüşe göre de Şems Tebriz-i Hazretleri öldürülmüştür.) Mevlana Celaleddin Rumi her yere haber salmıştır, dostu Şemsi bulabilmek için. Her yerden haberler gelmektedir Şems hakkında. Ve bir grup adam gelirler ve Şemsi gördüklerini söylerler. Mevlana hiç düşünmeden sırtındaki kıyafetini hediye olarak haber getiren adamlara verir. Habercilere ikramlarda bulunulur.

Haber getirenlerin ayrılışından sonra Mevlana’nın yanındakiler:

Efendim, haber getirdiğini söyleyen kişiler dolandırıcıdır. Vallahi yalan söylediler. Onlar Şems Tebrizi’yi ne görmüş ne de duymuşlardır. Kıyafetinizi neden verdiniz, deyince Mevlana Hazretleri şöyle der:

“Yalanına çulumu verdim, gerçeğine canımı veririm.” İşte Hz. Mevlana ve Şems Tebrizi arasındaki muhabbet, sevgi böyledir.

Şems-i Tebrizi’nin türbesinin girişinde şöyle yazmaktadır: “Yüce Peygamberimiz ile Hazreti Ali arasındaki dostluk, muhabbet, yakınlık ne ise, Hazreti Şems ile Hazreti Mevlana arasındaki dostluk odur.”

Mevlevilik ise; Mevlana Celaleddin Rumi’nin düşünceleri çevresinde kurulan tarikattır. Babasının düşüncelerini sistemleştirdiği ve tarikat biçiminde örgütlendirdiği için Mevlana’nın oğlu Sultan VeledMevlevilik’in asıl kurucusu ve ikinci piri sayılmaktadır. Mevlana’nın hayatı boyunca tarikatlara özgü birtakım kurallara uymadığı, kendisine bağlananlar için özel kurallar koymadığı bilinmektedir. Sözgelimi kendisine bağlananlar için ne bir giriş töreni düzenler, ne de belli bir zikir öngörürdü. Diğer tarikatlar gibi özel giysilerle ayrılma yoluna da gitmemişti. Bilinen başlıca uygulaması müridliğe kabul edilenlerin saç, sakal, bıyık ve kaşlarından birkaç kıl kesmek, kendisine halifelik verilenlere de bugün hırka denilen geniş kollu, yakasız, önü açık bir giysi olan fereci giydirmek, halkı aydınlatma görevini simgelemek üzere bir çerağ vermekti. Mevlevilik’in başlıca kurallarından birisi olan semayı da yalnızca aşk ve cezbe için yardımcı bir öğe sayardı. Ancak oğlu Sultan Veled, halifeliği döneminde Mevlana’nın düşüncelerini temel olarak Mevleviliği kendine özgü kuralları, törenleri olan bir tarikat durumuna getirmiştir.

Mevlana’nın “Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol” şiiri 7 dizesiyle insanlara 7 öğüt veriyor;

  1. Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol.
  2. Şefkat ve merhamette güneş gibi ol.
  3. Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol.
  4. Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol.
  5. Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol.
  6. Hoşgörülükte deniz gibi ol.
  7. Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.

 

“Bir yer var doğrunun ve yanlışın ötesinde. Seninle orada buluşacağız” Hz. Mevlana

Ruhları şad, mekanları cennet olsun inşallah.

www.ezberbozandanismanlik.com

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Xturk Teması. Tasarım ve Programlama: Moradam