Son Dakika
17 Aralık 2018 Pazartesi
08 Aralık 2017 Cuma, 15:09
Abdurrahman Yılmaz
Abdurrahman Yılmaz ezberbozandanismanlik@gmail.com Tüm Yazılar

‘KUDÜS’ÜME DOKUNMA!

EZBER BOZAN

“Hz. Peygamberin miraca çıktığı Mescid-i Aksa gayrimüslimlerin elindeyken ben nasıl uyurum.” Selahattin Eyyubi

‘KUDÜS’ ÜME DOKUNMA!

Merhaba sevgili okuyucularım. Dünya gündemine bomba gibi düşen “Kudüs İsrail’in başkenti olmuştur” haberi üzerine sohbette olduğumuz Bursa’da MT Şirketler grubu yönetim kurulu başkanı ve MT Birlik-Beraberlik ve Yardımlaşma teşkilatı başkanı olan Sayın Münir TÜMÜÇ kardeşim eline aldı kalemi ve bana “abi bu yazdıklarımı yarınki köşe yazında yayınlarsan sevinirim” dedi. Ben de büyük bir memnuniyetle bu yazıyı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Arapça El Kuds, İbranice Yeruşalayim olarak adlandırılan Kudüs, dünyanın en eski kentlerinden birisidir. Yahudilik, İslamiyet ve Hristiyanlık için ortak kutsal şehirdir. Mescid-i Aksa, Ağlama Duvarı ve Kubbet-Us-Sahra gibi değerleri içerisinde barındıran şehirdir.

Milattan önce 2000 yıllarına kadar uzanan tarihi bir geçmişe sahiptir. Yahudiliğin merkezi olması ki malum ilk ilahi din anlayışı Yahudilik İbranilerde görülmüştü ve merkezleri Kudüs’tü. Hz. İsa’nın ve dolayısıyla Hristiyanlığın doğduğu şehirdi. İsa’nın burada çarmıha gerildiği rivayeti buranın Hristiyanlarca hac noktası olarak kabul görmesinde etkili olmuştu. Sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed S.A.V’in İslamiyet’in yayılması sürecinde Kudüs’ten Miraç’a yükseldiği bilinmektedir. Bu haliyle İslam dünyasında çok önemsenen bir mekân olmuştur.

Hz.Ömer döneminde İslam topraklarına dahil olan şehir I.Haçlı seferinde kaybedilmiş ve 1187 Hittin Savaşını kazanan Eyyubi devleti hükümdarı Selahattin Eyyubi şehri geri almayı başarmıştır. III. Haçlı Seferi sonrasında Haçlı ordusu bir sonuç alamadı. İngiltere Kralı Arslan Yürekli RişarSelahaddin Eyyubi ile bir antlaşma yaparak Avrupa’ya döndü. Antlaşmaya göre, Hristiyan Avrupalılar Kudüs’ü serbestçe ziyaret edebilecek­lerdi.Sonrasında Memluk egemenliğinde olan bölge Yavuz Sultan Selim tarafından Memluklere son verilmesiyle Osmanlı devletine dâhil olmuştur. Asırlarca Osmanlı yönetiminde kalan şehir üç ilahi din mensuplarının da kardeşçe yaşadığı yer olmuştur.

Yahudiler dini milliyetçiler yaparak bu dinin yalnızca kendilerine indirildiğine inanmışlar ve bu nedenle dinlerini yaymaya çalışmamışlardır. Ayrıca Yahudiler tarih boyunca Vaat edilmiş topraklar yani Arz-ı-Mev’udpolitikalarını gerçekleştirmeye çalışmışlardır. Arz-ı mev’ud’un hudutları Tevrat’ta Nil ile Fırat nehirleri arasındaki coğrafya olarak gösterilmiştir. Gerçekten de, İslam dinince ‘Hak Kitap’ olarak nitelendirilen Yahudilerin kutsal kitabı Tevrat’ın Yaradılış/Tekvin Bab 15’te “ O gün RAB Avram’la antlaşma yaparak ona şöyle dedi: “Mısır Irmağı’ndan büyük Fırat Irmağı’na kadar uzanan bu toprakları (…) senin soyuna vereceğim.” denilmektedir.

Bu coğrafya Tanrı’nın Hz. İbrahim’le yaptığı akit çerçevesinde tüm zürriyetine verdiği topraklardır. Bu toprakları münhasıran Yahudilere mal etmek için Hz. İbrahim’in zürriyetinin sadece Yahudilerden oluştuğunu varsaymak gerekir ki bu yanlıştır. Zira Tevrat’ta da yazılı olduğu gibi bu zürriyet sadece meşru oğlu Hz. İshak’ı değil, Hz. İbrahim’in Mısırlı cariyesi Hacer’den olan Hz. İsmail dolayısıyla onu ataları olarak addeden ve günümüz Yahudilerinin ataları olan İbranilerle birlikte, Arapları da kapsamaktadır. Hz. İsmail’in baba tarafından yarım kardeşi Hz. İshak, Hz. Yakup’un (İsrail) babasıdır. Bugünkü Yahudiler isimlerini Hz. Yakup’un (İsrail) oğullarından Yehuda’nın payına düşen topraklarda yaşayan İbranilerden almışlardır. Yahudi = Yehuda’lı.

Hz. İbrahim’den 2000 sene sonra onun tek tanrılı dinini Hz. Muhammed sayesinde yeniden keşfeden Arapların Yahudi amcaoğullarından bu kadar nefret etmelerinin sebebini anlamak hakikaten güç olmakla beraber bunun Arapların meşhur bir atasözüyle açıklanabileceğini düşünüyoruz: “Aşiretimle birlikte komşu aşirete karşı, amcaoğullarımla birlikte aşiretime karşı, kardeşlerimle birlikte amcaoğullarıma karşı”

“Nil’den Fırat’a Yahudi Devleti” projesi XIX.yüzyılda Avrupalı devletlerin desteklediği ve temelde Osmanlıyı parçalamayı hedefleyen bir adım olmuştur. Dönemin padişahlarından II.Abdülhamit Han bu süreci iyi yönetmiş ve Filistin’e sahip çıkmayı başarmıştır. O günlerde

Dünya Siyonist örgütü başkanı Theodo­re HerlzII. Abdülhamit’ten Osmanlı dış borçlarının ödenmesi karşılığında Filis­tin’den toprak istemiş fakat bu teklif red­dedilmiştir.

İngiltere dışişleri bakanı Balfour’un1917’de Siyonist federasyonu başkanına Filistin de bir Yahudi devletinin kurulma­sını bildiren bir bildiridir. Sevres Barışında da Osmanlıya kabul ettirilmeye çalışılan taslakta yine bir Yahudi devletinin alt yapısı görünmekteydi. Zaten I.Dünya Savaşı sürecindeki gizli antlaşmalardan SykesPicot; Büyük Ortadoğu Projesi ve sonuçta İsrail devleti için alt yapı niteliğindeydi.

1947’de İngiltere’nin teklifiyle Filistin Özel Komisyonu kurulmuştur.David Ben Gurionbaşkanlığında 14 Mayıs 1948’de Tel-Aviv’de toplanan Yahudi Milli konseyiyle İsrail devleti-nin Kuruluşu ilan edilmiştir.İsrail’in bağımsızlığı Arap-İsrail savaşlarının başlamasında etkili olmuştur.

–– 1948 savaşları

–– 1956 savaşları

–– 1967 savaşları (6 gün savaşları)

–– 1973 savaşları (Yom Kippur savaşı)

Arap-İsrail savaşlarının hepsini İsrail kazanmıştır.Bugüne kadar sürmüş olan Arap –İsrail çatışmasında İsrail, Orta Doğu’da var olma mücadelesi verirken Arap devletleri en azından

Filistin’de bir Arap devleti kurma çabasında olmuşlardır. 60 yılı aşkın bir zamandan beri süren bu çelişkinin nedenlerini kısa bir biçimde ortaya koymakta yarar vardır. Bir kere 1947’de

2 milyona yaklaşan Yahudi’ye Filistin’de “yurt” verilirken, bin yıldır bölgede oturmakta olan Arapların oyuna başvurulmuş değildir. İkinci olarak “siyonizm davasının” savunucuları olarak

bu topraklara yerleşmişlerdir. Üçüncü olarak Yahudiler, emperyalist Avrupa devletlerinin koruyuculuğu ve teşvikiyle Filistin’e gelmişler ve her bunalımda başta ABD olmak üzere bu güçlere dayanmışlardır. Son olarak, ekonomik girişimi, zenginliği ve toprakları elinde bulunduran Yahudiler karşısında Araplar, kendi topraklarında “ikinci sınıf yurttaş” durumuna düşmüşlerdir. İşte temel çelişki burada yatmaktadır.

Camp David Anlaşmaları ABD Başkanı Jimmy Carter’ın arabuluculuğunda Dışişleri Bakanı Henry Kıssınger’in Mekik Diplomasisi sonucunda İsrail ile Mısır arasında yapılan bir antlaşmadır.26 Mart 1979’da Mısır ile İsrail antlaşma yaparak bu günkü sınırı çizmişlerdir.1993 Oslo Görüşmeleri sonucu FKÖ İsrail’i,İsrail’de FKÖ’yü Filistin halkının temsilcisi olarak tanımıştır (Yaser Arafat-İzak Robin).

Geldiğimiz noktada duruma baktığımızda ABD başkanı Trump’ın hangi gizli planla böyle bir kararı ilan ettiğini düşünmek gereklidir. Acaba bu ilerleyiş dünyayı yeni bir savaşa sürükleyen tetikleyici hamle olabilir mi?

Bir Yahudi-İslam savaşı başlatıp bundan nemalanmak gibi bir düşünce mi var bilemiyoruz ama  Kur’an-ı Kerim’de de belirtildiği üzere dünya hakimiyeti çok yakında Müslümanların olacaktır.

Asırlar önce “Hz. Peygamberin miraca çıktığı Mescid-i Aksa gayrimüslimlerin elindeyken ben nasıl uyurum.” diyen Selahattin Eyyubi’nin nesliyiz biz. “Kanla alınan topraklar parayla satılamaz” diyerek dünyaya rest çeken bir II.Abdülhamit Han’ın soyuyuz biz.

Kudüs bizimdir ve bizim kalacaktır ne pahasına olursa olsun.

Cumanın feyzi ve bereketi üzerinize olsun. Tüm İslam âlemine hayırlı cumalar dilerim.

Münir Tümüç

MT Şirket grubu yönetim kurulu başkanı

/ MT Birlik-Beraberlik ve Yardımlaşma Teşkilatı Başkanı

www.ezberbozandanismanlik.com

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Xturk Teması. Tasarım ve Programlama: Moradam